Yumurtalık kistleri, kadınların yumurtalık (over) dokusunun içinde veya yüzeyinde gelişen, dışı ince bir zarla çevrili ve içi sıvı dolu keseciklerdir. Kadın üreme sisteminin doğal döngüsü içinde sıklıkla meydana gelen bu yapılar çoğunlukla iyi huyludur.
Sağ ve sol yumurtalık kisti belirtileri, lezyonun konumlandığı tarafın anatomik yapısına göre değişir. Alt karın bölgesinde basınç, kasık sızısı ve şişkinlik her iki tarafın en belirgin ortak işaretleridir.
Sağ yumurtalıktaki kitleler apandisit komşuluğu sebebiyle daha keskin, ani ve yanıltıcı bir kasık ağrısına yol açar. Sol yumurtalıktaki kesecikler ise kalın bağırsağa yaslandığından ağırlıklı olarak künt bir bası hissi yaratır.
Vücudun hassas dengesi içinde gelişen bu kesecikler, bedenin sağ veya sol kasıktan verdiği spesifik sinyallerin zamanında doğru okunmasıyla kolaylıkla teşhis edilebilir.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Kadın hastalıkları ve doğum alanında 15 yılı aşkın süredir kadınların farklı yaşam dönemlerinde sağlık ihtiyaçlarına yönelik tanı, takip ve tedavi süreçleriyle ilgileniyorum. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2000 yılında mezun oldum ve 2008 yılında aynı üniversitede Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlığı eğitimimi tamamladım.
Mesleki kariyerim boyunca Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Dünya Doğum Hastanesi ve Bahçeci Tüp Bebek Kliniği’nde görev yaptım. 2017 yılından bu yana Memorial Dicle Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak çalışmalarımı sürdürüyorum. Üreme sağlığı ve infertilite alanındaki bilgi ve deneyimimi geliştirmek amacıyla 2023–2024 yıllarında İstanbul Acıbadem Hastanesi’nde IVF (tüp bebek) eğitimi aldım.
Tüp bebek tedavisi ve infertilite başta olmak üzere kadın sağlığı, jinekolojik hastalıklar, gebelik takibi ve doğum alanlarında hastalarımı bilimsel ve güncel yaklaşımlar doğrultusunda değerlendiriyorum. Her hastanın ihtiyaçlarına uygun, güvene dayalı ve kişiselleştirilmiş tedavi ve takip süreci yürütmeyi önemsiyorum.
Yumurtalık kisti nedir?
Kadın vücudunda, rahmin her iki yanında badem büyüklüğünde yer alan yumurtalıklar, adet döngüsünün orkestra şefi gibi çalışır. Bu organlar sadece hormon üretmekle kalmaz, aynı zamanda gelecekteki gebelikler için yumurta hücrelerini barındırır. Her ay, beyinden gelen özel hormonal sinyallerin etkisiyle yumurtalıklarda bir hareketlilik başlar. Bu süreçte içinde bir adet yumurta hücresi barındıran ve “folikül” adı verilen içi sıvı dolu minik bir su balonu büyümeye başlar. Adet döngüsünün ortalarına gelindiğinde, bu folikül yeterli olgunluğa ulaşır ve çatlayarak içindeki yumurtayı serbest bırakır. Bu doğal sürece yumurtlama adı verilir. Ancak insan vücudu her zaman mekanik bir saat gibi işlemez. Bazen hormonal dalgalanmalar, stres, beslenme düzenindeki değişiklikler veya genetik yatkınlıklar nedeniyle bu yumurtlama süreci sekteye uğrayabilir. İçinde yumurta barındıran bu küçük su balonu zamanı geldiğinde çatlayamazsa, içine daha fazla sıvı biriktirmeye devam eder ve büyür. İşte yumurtalık kistlerinin çok büyük bir kısmı, bu doğal yumurtlama sürecindeki küçük aksaklıklar neticesinde şekillenir.
Her adet döngüsünde fonksiyonel yumurtalık kisti oluşma ihtimali var mıdır?
Üreme çağındaki, yani düzenli adet gören her kadında, yumurtlama döngüsünün doğal bir sonucu olarak kist oluşma ihtimali sıklıkla mevcuttur. Tıp dilinde bunlara “fonksiyonel kistler” veya işlevsel kistler denir. Fonksiyonel kistler, yumurtalığın normal çalışma düzeninin masum bir yan ürünüdür. En sık karşılaşılan türü, az önce bahsedilen çatlayamayan yumurta keseciğinin büyümeye devam etmesiyle oluşan folikül kistleridir. Bu kistlerin içi genellikle berrak bir sıvıyla doludur, zarları incedir ve çoğunlukla hiçbir belirti vermeden birkaç adet döngüsü içinde kendiliğinden sönerek kaybolmaları beklenir.
Bir diğer sık görülen işlevsel yapı ise korpus luteum kistleridir. Normal şartlarda yumurta çatlayıp yuvasından ayrıldıktan sonra, geride kalan kesecik büzüşür ve “korpus luteum” adı verilen yeni bir dokuya dönüşür. Bu dokunun görevi, olası bir gebelik için rahim iç zarını hazırlayan hormonları üretmektir. Görevi bittiğinde ise küçülerek yok olması hedeflenir. Ancak bazı durumlarda bu yapının ağzı erken kapanır ve içine sıvı ya da doku içi kanamalar dolarak kistik bir yapı halini alır. Korpus luteum kistleri hormon üretmeye devam edebildikleri için adet gecikmelerine yol açabilirler. Ayrıca kanlanmaları yüksek olduğu için içlerine kanama yaparak kanamalı kist tablosuna dönüşebilirler. Çoğu zaman zararsız olsalar da büyüdüklerinde kasıklarda baskı ve sızı hissine neden olabilirler.
İyi huylu olmayan veya yapısal yumurtalık kisti türleri nelerdir?
Fonksiyonel kistlerin aksine, adet döngüsündeki hormonal ritimden bağımsız olarak büyüyen ve kendiliğinden kaybolma ihtimali daha düşük olan kistlere yapısal kistler adı verilir. Bu kistlerin yakından takip edilmesi, boyutlarındaki değişimlerin izlenmesi ve duruma göre müdahale edilmesi gerekebilir. Bu grupta en bilinenlerden biri endometrioma, yani halk arasındaki adıyla çikolata kistleridir. Rahim içini döşeyen zar tabakasının rahim dışında, özellikle de yumurtalıkların üzerinde yerleşip büyümesiyle oluşurlar. Her adet döneminde bu kistlerin içi de kanar, ancak bu kan vücuttan atılamadığı için kist içinde birikir. Zamanla bekleyen kan koyulaşır ve erimiş çikolata kıvamını alır.
Dermoid kistler ise anne karnındaki embriyonik gelişim döneminden kalan kök hücrelerin yumurtalıkta hapsolmasıyla ortaya çıkar. Bu kistlerin içinde saç kılı, yağ bezleri ve hatta diş gibi dokular bulunabilir. Ağırlık merkezleri dengesiz olduğu için yumurtalığın kendi etrafında dönmesine zemin hazırlayabilirler. Kistadenomlar ise yumurtalığın dış yüzeyini örten hücre tabakasından gelişen kitlelerdir. İçleri su gibi berrak bir sıvıyla veya sümüksü bir maddeyle dolu olabilir. Oldukça büyük boyutlara ulaşabilen bu kistlerin yapısal özelliklerinin iyi değerlendirilmesi ve kötü huylu bir değişime uğrama ihtimallerine karşı dikkatle incelenmesi amaçlanır.
Vücudumuzda genel yumurtalık kisti belirtileri olarak neler yaşanır?
Yumurtalık kistlerinin önemli bir bölümü, özellikle erken evrelerde ve küçük boyutlarda iken hiçbir şikayete neden olmaz. Birçok kadın vücudunda bir kist taşıdığından habersiz bir şekilde günlük yaşantısına devam eder ve bu durum genellikle rutin bir ultrason muayenesi sırasında tesadüfen öğrenilir. Ancak kist büyümeye başladıkça, kisti çevreleyen dış zar gerilir ve pelvik bölgedeki diğer organlara fiziksel bir baskı uygulamaya başlar. Kistin hormon dengesini etkilemesi veya bağırsaklara, idrar torbasına temas etmesi sonucunda çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bu durum hastaların yaşam kalitesini yavaş yavaş düşürebilir ve doktora başvurmalarını gerektirecek boyuta ulaşabilir.
Klinik değerlendirmelerde sıklıkla karşılaşılan genel belirtiler şunlardır:
- Kasıklarda ağrı
- Karın bölgesinde şişkinlik
- Alt karında dolgunluk
- Adet düzensizliği
- Ara kanamalar
- Sık idrara çıkma
- Bağırsak hareketlerinde yavaşlama
- Kabızlık
- Bel bölgesine vuran ağrı
- Cinsel ilişki sırasında sızı
Sağ yumurtalık kisti belirtileri neden farklılık gösterir ve nelere dikkat edilmelidir?
Kistin vücudun sağ tarafındaki yumurtalıkta bulunması, anatomik yerleşim nedeniyle şikayetlerin niteliğini ve tanı koyma sürecini önemli ölçüde değiştirir. Sağ kasık bölgesi, vücudun en karmaşık kavşaklarından biridir. Bu bölgede sadece sağ yumurtalık ve sağ tüp değil aynı zamanda kalın bağırsağın başlangıç kısmı olan çekum ve apandisit organı bulunur. Apandisit, enfeksiyon kaptığında veya tıkandığında ciddi acil durumlara yol açabilen bir organdır ve apandisit iltihabının yarattığı ağrı, sağ yumurtalık kistinden kaynaklanan ağrıyla büyük oranda benzerlik gösterebilir. Sağ alt karın ağrısıyla başvuran bir kadında, altta yatan asıl sebebin bağırsak mı yoksa üreme organları mı olduğunun titizlikle ayırt edilmesi hedeflenir.
Sağ taraftaki ağrılarda ayırıcı tanıda göz önünde bulundurulan başlıca tıbbi durumlar şunlardır:
- Akut apandisit
- Sağ over torsiyonu
- Kist rüptürü
- Sağ böbrek taşı
- Bağırsak enfeksiyonları
Eğer kist sağ tarafta aniden kendi etrafında dönerse, ağrı saniyeler içinde bıçak saplanmışçasına şiddetli başlar ve bu duruma yoğun bir mide bulantısı eşlik eder. Oysa apandisit ağrısı genellikle daha sinsi başlar, önce göbek deliği çevresinde hissedilir, saatler geçtikçe yavaş yavaş sağ kasığa doğru iner ve ateşte hafif bir yükselme gözlemlenir. Bu ince farkların doğru analiz edilmesi, gereksiz bağırsak ameliyatlarının önüne geçilmesi adına kritik değere sahiptir.
Sol yumurtalık kisti belirtileri anatomik olarak neden daha az risk taşır?
Vücudun sol tarafındaki anatomi, sağ tarafa göre oldukça farklı bir yapılanmaya sahiptir. Sol kasık bölgesinde, kalın bağırsağın son bölümlerinden biri olan ve kıvrımlı yapısıyla bilinen sigmoid kolon yer alır. Sol yumurtalık, karın zarının arkasında bu kalın bağırsak yapısı ve onu yerinde tutan bağ dokularıyla adeta sırt sırta vermiş bir konumdadır. Bu yakın komşuluk, kalın bağırsağın sol yumurtalık için doğal bir yastık veya destekleyici bir duvar görevi görmesini sağlar. Bu sayede sol yumurtalığın hareket kabiliyeti kısıtlanır. Hareket alanının dar olması, kist ne kadar büyürse büyüsün, yumurtalığın kendi bağları etrafında serbestçe dönerek boğulması riskini önemli ölçüde azaltır. Klinik istatistiklere bakıldığında, dönme vakalarının daha çok sağ tarafta yaşanmasının temel fizyolojik nedeni budur.
Sol kasık ağrısıyla kendini gösteren durumlarda akla gelen başlıca ihtimaller aşağıdaki gibidir:
- Sol over kistleri
- Sigmoid kolon divertiküliti
- Bağırsak spazmları
- Sol böbrek taşı
- Gaz sıkışması
Sol taraftaki bir kist genellikle aniden şiddetlenen krizler yerine, uzun süre devam eden, künt ve bası hissi yaratan bir ağrı şeklinde kendini belli eder. Özellikle bağırsakların son kısmına olan yakınlığı nedeniyle, hastalar daha çok tuvalete çıkma zorluğu, inatçı kabızlık veya pelvik bölgede sürekli bir dolgunluk hissinden şikayet edebilirler.
Yumurtalık kisti patlaması veya kendi etrafında dönmesi durumunda neler yaşanır?
Yumurtalık kistleri genellikle sessiz kalsalar da bazı durumlarda acil müdahale gerektiren tablolar yaratabilirler. Bu durumların başında kistin patlaması (rüptür) gelir. İnce duvarlı ve iyice gerilmiş bir kist; ağır egzersiz, ani hareketler veya travma gibi karın içi basıncını artıran durumlarda aniden yırtılabilir. Kistin içindeki sıvı veya kan karın boşluğuna dağıldığında, karın zarı (periton) bu duruma tepki verir. Karın zarı oldukça hassas bir yapıdır ve bu sıvı, kimyasal bir tahrişe yol açarak yaygın ve şiddetli bir karın ağrısına neden olur. Eğer yırtılan bölgede kılcal damar kanaması durmazsa, kan kaybına bağlı olarak baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü ve soğuk terleme gibi belirtiler eklenebilir.
Bir diğer acil durum ise torsiyon adı verilen kistin kendi etrafında dönmesidir. Özellikle ağırlık merkezi bozuk olan dermoid kistlerde veya orta boyuttaki kitlelerde yumurtalık, kendisini besleyen ana damarların bulunduğu sap kısmı etrafında kıvrılabilir. Bu kıvrılma, yumurtalığa giden kan akışını engeller. Damarların sıkışması sonucu yumurtalık dokusu hızla ödemlenerek şişer, kan dolaşımı bozulduğu için dokuda beslenme yetersizliği (iskemi) başlar. Hastalar bu durumu genellikle nefeslerini kesecek kadar şiddetli, bulantı ve kusmanın eşlik ettiği dalgalar halinde gelen bir kasık ağrısı olarak tarif ederler. Bu gibi durumlarda, yumurtalık dokusunun kalıcı hasar görmemesi için zamanla yarışılır.
Uzman değerlendirmesinde yumurtalık kisti tanısı hangi yöntemlerle konulur?
Hastanın şikayetleri dinlendikten ve genel fiziki değerlendirmesi yapıldıktan sonra, kistin boyutunu, yapısını ve yerleşimini net olarak görebilmek için gelişmiş görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Bu sürecin altın standardı, ses dalgaları yardımıyla çalışan yüksek çözünürlüklü transvajinal ultrasonografidir. Bu yöntem ultrason probunun yumurtalıklara çok yakın bir mesafeye yerleştirilmesine olanak tanıdığı için kistin iç yapısının kusursuz bir netlikle incelenmesini sağlar. Ekranda beliren siyah alanlar kistin içinin sıvı dolu olduğuna işaret ederken, beyaz veya gri yansımalar katı dokuların varlığını gösterir. Şüpheli durumlarda Doppler ultrasonografi devreye sokularak kitlenin etrafındaki kan damarlarının yoğunluğu ve kan akış hızı da incelenir.
Görüntüleme sırasında kistin doğasını anlamak için dikkat edilen temel özellikler şunlardır:
- Kistin boyutu
- Duvar kalınlığı
- İç sıvının görünümü
- Odacık sayısı
- Katı doku varlığı
- Kan damarlanması
- Karın içi sıvı durumu
Eğer kist sadece sıvı içeriyorsa, duvarı inceyse ve içinde bölmeler yoksa çoğunlukla iyi huylu olarak değerlendirilir. Ancak düzensiz sınırlar, aşırı kanlanma ve kalınlaşmış bölgeler daha detaylı incelemeleri gerektirebilir.
Kötü huylu yumurtalık kisti şüphesinde hangi kan testleri istenir?
Ultrasonografi bulguları kistin basit bir yapıdan ziyade daha karmaşık bir formda olabileceğini düşündürdüğünde, tanı sürecine laboratuvar testleri dahil edilir. Bu aşamada kanda dolaşan bazı özel proteinlerin (biyobelirteçlerin) seviyelerine bakılarak risk analizi yapılır. CA-125 adı verilen test uzun yıllardır bu amaçla kullanılsa da tek başına kesin bir sonuç vermekten uzaktır. Çünkü basit enfeksiyonlar, çikolata kistleri, miyomlar ve hatta adet döneminde olmak bile bu değerin yükselmesine yol açabilir. Bu kafa karışıklığını gidermek amacıyla daha spesifik olan HE4 testi de kan tahlillerine eklenerek değerlendirme daha güvenilir hale getirilmeye çalışılır.
Tanı sürecinde sıklıkla başvurulan laboratuvar testleri şunlardır:
- Tam kan sayımı
- CA-125 testi
- HE4 testi
- ROMA skoru
- Gebelik testi
- Hormon paneli
Özellikle menopoz öncesi ve menopoz sonrası dönemdeki kadınlar için kan değerleri ve yaş faktörü özel bir formülasyonla birleştirilerek ROMA skoru elde edilir. Bu skor, kitleye nasıl bir cerrahi yaklaşımla müdahale edileceği konusunda uzmanlara güçlü bir yön gösterir.
Yumurtalık kisti tedavisi nasıl planlanır ve ne zaman sadece izlenir?
Tedavi sürecinin planlanması, her hastanın kendi özel şartlarına göre şekillendirilir. Hastanın yaşı, genel sağlık durumu şikayetlerinin boyutu ve gelecekteki çocuk sahibi olma planları tedavinin yönünü belirleyen en temel unsurlardır. Premenopozal (adet gören) genç bir kadında ultrason sırasında tesadüfen karşılaşılan, çapı beş santimetrenin altında, tamamen sıvı dolu ve iyi huylu görünüme sahip basit kistler genellikle doğrudan bir tıbbi müdahale gerektirmez. Bu kitlelerin büyük bir kısmı normal üreme döngüsünün masum parçaları olduğu için, “bekle ve gör” yaklaşımı tercih edilir.
Bu izlem sürecinde, hasta bir ila üç ay sonra tekrar ultrason kontrolüne çağrılır. Bu bekleme süresince kistlerin birçoğu vücut tarafından kendi kendine emilerek küçülür veya tamamen kaybolur. İzlem protokolü, hastanın yaşam kalitesini etkilemediği ve gereksiz ameliyat stresinden koruduğu için ilk basamakta en sık başvurulan güvenli bir yaklaşımdır.
Doğum kontrol hapları yumurtalık kisti tedavisinde işe yarar mı?
Toplumda çok yaygın olarak inanılan yanlış bir algı, doğum kontrol haplarının halihazırda var olan kistleri erittiği veya patlattığı yönündedir. Ancak bu hapların, mevcut bir kisti doğrudan eritmek, küçültmek veya yok etmek gibi bir mekanizması bulunmaz. Doğum kontrol haplarının tedavi sürecine dahil edilmesinin asıl amacı, beyin ile yumurtalıklar arasındaki hormonal iletişimi geçici olarak duraklatmaktır.
Bu haplar kullanıldığında, beyinden yumurtalıkları uyaran hormonların salınımı baskılanır ve yumurtalıklar adeta dinlenmeye alınır. Bu sayede izlem süreci boyunca yeni yumurta hücrelerinin büyümesi engellenir ve var olan kistin yanına yeni fonksiyonel kistlerin eklenmesi önlenmiş olur. Yeni kist oluşumu engellendiğinde, vücudun kendi onarım mekanizmaları mevcut kisti daha rahat ortadan kaldırabilir. Ancak dermoid kistler veya kistadenomlar gibi hücre çoğalmasıyla büyüyen kalıcı kitlelerde bu tür ilaçların tedavi edici bir katkı sağlaması beklenmez.
Hangi durumlarda yumurtalık kisti ameliyatı gündeme gelir?
Eğer hastaya verilen izlem süresi boyunca kist küçülmez aksine büyümeye devam ederse veya kistin ultrasonografik görünümü şüpheli bulgular içeriyorsa cerrahi seçenekler değerlendirilmeye başlanır. Aynı zamanda hastanın günlük yaşantısını çekilmez hale getiren kronik ağrılar da müdahale kararını hızlandırır. Dermoid kistler ve büyük çaplı çikolata kistleri genellikle ilaçla veya beklemekle geçmeyeceği için cerrahi olarak vücuttan uzaklaştırılmaları hedeflenir.
Cerrahi planlama yapılabilecek başlıca durumlar şunlardır:
- Küçülmeyen kistler
- Sürekli ağrı
- Kist rüptürü
- Kist torsiyonu
- Dermoid kistler
- Çikolata kistleri
- Şüpheli kitleler
Kistin patlayarak karın içine yoğun kanama yapması veya kendi etrafında dönerek doku ölümüne (nekroza) doğru ilerlemesi durumlarında zaman kaybetmeden acil operasyon kararı alınır. Bu tür durumlarda amaç sadece kisti temizlemek değil aynı zamanda hastanın üreme organlarının canlılığını ve genel sağlığını da güvence altına almaktır.
Ameliyat sırasında yumurtalık kisti alınırken doğurganlık nasıl korunur?
Özellikle genç yaşta olan henüz çocuk sahibi olmamış veya ailesini genişletmeyi planlayan kadınlarda ameliyat kararı alınırken en çok dikkat edilen konu doğurganlığın korunmasıdır. Yumurtalıklar, içinde milyonlarca mikroskobik yumurta hücresini barındıran oldukça narin organlardır. Günümüzde iyi huylu kistlerin cerrahisinde büyük oranda kapalı ameliyat olarak bilinen laparoskopik yöntem tercih edilir. Bu yöntemde hastanın karnına büyük bir kesi yapılmaz; göbek deliğinden ve kasıklardan açılan birkaç milimetrelik küçük deliklerden içeriye ince kamera ve aletler gönderilir.
Bu ameliyat sırasında uzman cerrahın en büyük özeni, kist kapsülünü çevresindeki sağlıklı yumurtalık dokusundan olabildiğince nazikçe soymasıdır. Kist çıkarılırken geride kalan sağlıklı dokuda oluşabilecek mikroskobik kanamaları durdurmak için elektrik enerjisiyle yakma (koterizasyon) işlemlerinden olabildiğince kaçınılmaya çalışılır. Çünkü dokuya uygulanan fazla ısı, kistin hemen altındaki sağlıklı yumurta hücrelerine zarar verebilir ve hastanın Anti-Müllerian Hormon (AMH) değerleriyle ölçülen yumurtalık rezervinde düşüşe yol açabilir. Bunun yerine kanamalar özel dikiş teknikleri veya çok hafif bölgesel dokunuşlarla kontrol altına alınarak hastanın gelecekteki anne olma potansiyeli en üst düzeyde muhafaza edilmeye çalışılır. Kapalı ameliyatlar sayesinde hastaların operasyon sonrası iyileşme süreleri kısalır ve normal yaşantılarına dönüşleri hızlanır.
Açık cerrahi veya tümden alınan yumurtalık kisti operasyonları ne zaman tercih edilir?
Tıptaki teknolojik ilerlemeler sayesinde kapalı ameliyatlar standart hale gelmiş olsa da bazı spesifik durumlarda klasik açık ameliyat (laparotomi) yapılması tıbbi bir gereklilik haline gelebilir. Örneğin kist karın içini tamamen dolduracak kadar devasa boyutlara (15-20 santimetre ve üzeri) ulaşmışsa, daha önceki operasyonlara veya şiddetli enfeksiyonlara bağlı olarak karın içindeki organlar birbirine yoğun şekilde yapışmışsa açık cerrahi daha güvenli bir seçenek olabilir. Ayrıca ameliyat öncesi yapılan ultrason ve kan testlerinde kötü huylu tümör şüphesi yüksek çıkmışsa, kistin bütünlüğünün bozulmadan, içindeki sıvının karın boşluğuna dökülmeden dışarı alınması gerektiği için açık ameliyat yöntemine başvurulur.
İlerleyen yaşlardaki, özellikle menopoz sonrası dönemdeki hastalarda şüpheli bir kitle saptandığında, sadece kisti soymak yerine yumurtalığın ve ona bağlı olan tüpün tamamen alınması (salpingo-ooforektomi) yaklaşımı benimsenebilir. Menopoz sonrasında yumurtalıkların hormon üretme ve üreme görevi tamamlandığı için organ koruyucu cerrahi yerine daha radikal ve güvenli adımlar atılması amaçlanır. Ayrıca yumurtalığın kendi etrafında dönerek uzun süre oksijensiz kaldığı ve dokunun canlılığını yitirdiği çok gecikmiş acil vakalarda da hastayı enfeksiyondan korumak adına sorunlu yumurtalığın vücuttan uzaklaştırılması gerekebilir.
