Laparoskopi, karın bölgesine büyük kesiler yapmak yerine genellikle yarım santimetrelik küçük deliklerden özel bir kamera ve hassas el aletleriyle girilerek gerçekleştirilen minimal invaziv bir cerrahi yöntemdir. Tıp dilinde kapalı ameliyat olarak da adlandırılan bu teknik, kadın hastalıkları pratiğinde yaygın biçimde kullanılır.

Bu modern cerrahi yaklaşım geleneksel açık ameliyatların vücutta yarattığı büyük kesi travmasını tamamen ortadan kaldırır. Yüksek çözünürlüklü optik sistemler sayesinde dokular ekranlara yansıtılarak işlemler milimetrik hassasiyetle tamamlanır.

Tıptaki bu dönüşüm, hasta konforunu en üst düzeye çıkarmaya odaklanır. Bedenin doğal yapısını koruyup operasyon stresini minimum seviyeye indiren yenilikçi bir teknoloji sunar.

Böylece hastalar, büyük yara izi endişesi taşımadan ve bedensel bütünlükleri korunarak günlük yaşamlarına çok daha hızlı biçimde sağlıkla kavuşurlar.

Op. Dr. Zelal Savaş Coşkun
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Kadın hastalıkları ve doğum alanında 15 yılı aşkın süredir kadınların farklı yaşam dönemlerinde sağlık ihtiyaçlarına yönelik tanı, takip ve tedavi süreçleriyle ilgileniyorum. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2000 yılında mezun oldum ve 2008 yılında aynı üniversitede Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlığı eğitimimi tamamladım.

Mesleki kariyerim boyunca Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Dünya Doğum Hastanesi ve Bahçeci Tüp Bebek Kliniği’nde görev yaptım. 2017 yılından bu yana Memorial Dicle Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak çalışmalarımı sürdürüyorum. Üreme sağlığı ve infertilite alanındaki bilgi ve deneyimimi geliştirmek amacıyla 2023–2024 yıllarında İstanbul Acıbadem Hastanesi’nde IVF (tüp bebek) eğitimi aldım.

Tüp bebek tedavisi ve infertilite başta olmak üzere kadın sağlığı, jinekolojik hastalıklar, gebelik takibi ve doğum alanlarında hastalarımı bilimsel ve güncel yaklaşımlar doğrultusunda değerlendiriyorum. Her hastanın ihtiyaçlarına uygun, güvene dayalı ve kişiselleştirilmiş tedavi ve takip süreci yürütmeyi önemsiyorum.

Randevu Al

Laparoskopi veya halk arasındaki adıyla kapalı ameliyat nedir?

Ameliyat denildiğinde pek çok kişinin aklına ilk olarak karın bölgesinde boydan boya uzanan, sonrasında belirgin bir iz bırakan ve iyileşmesi zaman alan geniş kesiler gelir. Laparoskopi ise bu geleneksel algıyı büyük oranda değiştiren bir yaklaşımdır. Kocaman bir kesi yapmak yerine, karın ön duvarına genellikle yarım veya bir santimetre çapında birkaç küçük delik açılır. Bu minik deliklerden, ucunda yüksek çözünürlüklü bir kamera bulunan ince uzun bir alet ve cerrahın kullanacağı oldukça zarif cerrahi aletler karın içine yerleştirilir.

Kamera, içerideki rahim, yumurtalıklar ve diğer dokuların görüntüsünü dev ekranlara büyüterek yansıtır. Cerrah, hastanın karnının içine doğrudan bakmak yerine, başını kaldırıp bu ekranlardaki yüksek çözünürlüklü ve detaylı görüntülere bakarak ameliyatı yönetir. Görüntünün büyütülmesi, dokuların çıplak gözle görülmesi çok zor olan ince ayrıntılarının bile rahatça fark edilmesini sağlar. Geçmiş yıllarda sadece hastalığın ne olduğunu anlamak ve teşhis koymak amacıyla kullanılan bu yöntem zaman içinde ilerleyen teknoloji sayesinde rahim alınmasından çikolata kisti temizliğine kadar pek çok karmaşık işlemin yapılabildiği rutin bir cerrahi tekniğe dönüşmüştür.

Laparoskopi ameliyatı sırasında karın boşluğu neden gazla şişirilir?

Kapalı ameliyatın yapılabilmesi için karın içinde aletlerin rahatça hareket edebileceği, organların birbirine çok yakın olmadığı güvenli bir alan yaratılması gerekir. Karnımızı havası inmiş bir balon gibi düşünmek konuyu anlamayı kolaylaştırabilir. İçerideki alanı genişletmek ve karın duvarını organlardan uzaklaştırarak yukarı kaldırmak için karın boşluğu karbondioksit gazı ile yavaşça şişirilir. Bu işleme tıbbi olarak pnömoperitoneum adı verilir.

Karbondioksit gazının tercih edilmesinin çok mantıklı tıbbi nedenleri vardır. Bu gaz renksizdir, kokusuzdur ve en önemlisi yanıcı bir yapıda değildir. Ameliyat sırasında damarları mühürlemek veya dokuları ayırmak için ısı enerjisi kullanan cihazlar tercih edildiğinden, içeride yanıcı olmayan bir gazın bulunması son derece kritiktir. Ayrıca karbondioksit kanda çok hızlı çözünür. Ameliyat bittiğinde içeride kalan az miktardaki gaz, karın zarı tarafından emilerek kan dolaşımına katılır ve sadece nefes alıp verme yoluyla akciğerlerden oldukça hızlı bir şekilde dışarı atılır. Bu sayede vücutta kalıcı bir kimyasal madde bırakılmaz.

Kadın hastalıkları alanında laparoskopi ameliyatı hangi durumlarda uygulanır?

Kadın sağlığını ilgilendiren pek çok durumda kapalı ameliyat yönteminden destek alınır. Bu yöntem hem hastalığın adını koymak (tanı) hem de o hastalığı tedavi etmek (operasyon) amacıyla oldukça geniş bir kullanım alanına sahiptir. Bazen aylarca süren ve nedeni ultrasonla ya da diğer tahlillerle bir türlü anlaşılamayan kronik kasık ağrılarının sebebini bulmak için sadece içeriyi gözlemlemek amacıyla kamerayla girilir.

Jinekolojik cerrahide kapalı yöntemle sıkça müdahale edilen durumlar şunlardır:

  • Miyomlar
  • Çikolata kistleri
  • Dış gebelik
  • Yumurtalık kistleri
  • Rahim anormallikleri
  • Tüp tıkanıklıkları

Bebek sahibi olmada zorluk yaşayan kadınlarda tüplerin açık olup olmadığını, tüplerin etrafında hareketliliği engelleyen sinsi bir yapışıklık bulunup bulunmadığını anlamak için bu yönteme sıkça başvurulur. Hatta işlem sırasında rahim ağzından renkli bir sıvı verilerek bu sıvının tüplerden geçip geçmediği kamerayla canlı olarak izlenir. İç kanama riski taşıyan dış gebelik şüphelerinde de hastanın vücuduna ağır bir stres yüklemeden hızlıca müdahale etmek kapalı cerrahi ile çok daha konforlu bir şekilde sağlanabilir.

Çikolata kistleri ve miyomların tedavisinde laparoskopi ameliyatı nasıl bir rol oynar?

Tıp dilinde endometriozis olarak bilinen, halk arasında çikolata kisti hastalığı olarak adlandırılan durum kadınların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren, şiddetli ağrılara ve bazen de gebe kalamamaya yol açan bir rahatsızlıktır. Bu hastalıkta, rahmin içini döşeyen hücreler rahmin dışına, yumurtalıklara veya karın zarına yerleşir. Laparoskopik yaklaşım bu kistlerin temizlenmesinde son derece hassas bir doku işçiliği sunar. Amaç sadece hastalığı temizlemek değil geride kalan sağlıklı yumurtalık dokusunu olabildiğince korumaktır. Büyük ekranlardaki büyütülmüş görüntü sayesinde, hastalıklı doku sağlam dokudan incecik manevralarla ayrılarak çıkarılır.

Rahimde büyüyen, kanamalara veya ağrılara neden olan miyomların alınması işleminde de kapalı yöntem sıklıkla tercih edilir. Rahim duvarına gömülmüş olan miyom çekirdeği bulunduğu yerden özenle ayrılır. Daha sonra geride kalan boşluk, vücut içinde eriyen ipler kullanılarak yine kapalı yöntemle dikilir. Karın içinde çıkarılan sert miyom dokusu, o küçük delikten nasıl dışarı çıkacak sorusu sıkça merak edilir. Özel parçalayıcı cihazlar (morselatör) yardımıyla miyom dokusu karın içinde şeritler halinde küçültülür ve o minik deliklerden rahatça dışarı alınır.

Rahim alınması gereken zorunlu hallerde laparoskopi nasıl gerçekleştirilir?

Bazı tıbbi zorunluluklar, geçmeyen aşırı kanamalar, devasa boyutlara ulaşmış miyomlar veya çeşitli riskli durumlar nedeniyle hastanın rahminin tamamen alınması gerekebilir. Geleneksel olarak bu işlem için karnın alt kısmına oldukça geniş bir kesi yapılırdı. Ancak günümüzde anatomik koşullar uygunsa bu büyük işlem de kapalı yöntemle gerçekleştirilebilmektedir.

İşlem sırasında kameranın rehberliğinde rahmi yerinde tutan bağlar ve rahmi besleyen ana kan damarları bulunur. Gelişmiş damar mühürleyici aletler sayesinde bu damarlar ısı yardımıyla kapatılarak kesilir, böylece kanama ihtimali oldukça azaltılır. İdrar torbası (mesane) rahimden özenle sıyrılarak aşağı doğru itilir ve korunur. Rahmin çevre dokulardan tamamen ayrılma işlemi bittikten sonra, rahim genellikle vajinal yoldan vücut dışına alınır. Karnın üstündeki o küçük deliklere ise sadece birer veya ikişer dikiş atılarak ameliyat sonlandırılır.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Açık ameliyat ile laparoskopi karşılaştırıldığında iyileşme sürecindeki temel farklar nelerdir?

Hastaların ameliyat öncesi en çok merak ettiği konulardan biri, açık yöntemle kapalı yöntemin bedende yaratacağı farklılıklardır. Açık ameliyatlarda yapılan büyük kesiler nedeniyle kas dokuları ayrılır, karın içindeki organlar ameliyathanenin oda havasıyla doğrudan temas eder. Bu durum dokularda bir miktar kurumaya ve ameliyat sonrası bedende yüksek bir stres yanıtına neden olabilir. Kapalı yöntemde ise karın kapalı kalır, içerideki doğal ve nemli ortam büyük oranda korunur.

Laparoskopinin açık cerrahiye göre sunduğu başlıca farklılıklar aşağıdaki gibidir:

  • Daha ufak yara izleri
  • Düşük enfeksiyon ihtimali
  • Daha az yara yeri ağrısı
  • Kısa hastane yatış süresi
  • Hızlı günlük hayata dönüş

Açık ameliyat sonrasında hastaların hastanede kalış süresi üç ila beş günü bulabilirken, kapalı cerrahi geçiren bireyler genellikle ameliyattan bir veya iki gün sonra evlerine dönebilecek duruma gelirler. Büyük bir kesi olmadığı için hastanın yataktan kalkması, kendi başına yürümesi ve temel ihtiyaçlarını karşılaması çok daha kolay olur. Ayrıca küçük kesilerin mikrop kapma veya ilerleyen yıllarda fıtıklaşma ihtimali oldukça düşüktür. Vücut kendini çok daha çabuk toparladığı için iş hayatına dönüş süresi de açık ameliyatlara kıyasla belirgin şekilde daha kısadır.

Gelecekte anne olmak isteyen kadınlar için laparoskopi ameliyatının sunduğu avantajlar nelerdir?

Doğurganlık çağında olan ve ileride çocuk sahibi olmayı planlayan bir kadın için ameliyat sonrası karın içinde oluşabilecek yapışıklıklar oldukça kritik bir konudur. Vücudumuzdaki dokular hava ile temas ettiğinde veya cerrahi sargı bezleri gibi yabancı maddelere dokunduğunda, iyileşirken birbirine yapışma eğilimi gösterebilir. Bu yapışıklıklar, yumurtalıkların veya tüplerin etrafında örümcek ağına benzer ince zarlar oluşturabilir.

Tüplerin etrafında oluşacak en ufak bir yapışıklık bile yumurtanın tüpün içine girmesini zorlaştırarak doğal yollarla gebe kalma ihtimalini düşürebilir. Laparoskopi yönteminde organlara sargı bezleriyle pek dokunulmaz, karın içi havayla temas etmez ve her şey kameralı aletlerle oldukça zarif bir şekilde yönlendirilir. Bu durum yapışıklık riskini ciddi anlamda sınırlandırır. Yumurtalık rezervinin ve tüp hareketliliğinin korunmasına destek olan bu yöntem gelecekteki annelik hayallerini koruma altına almaya çalışan hekimler için genellikle ilk tercih edilen yaklaşımdır.

Laparoskopi öncesi hazırlık sürecinde uzun süreli açlık kuralı neden değişti?

Cerrahiye hazırlık süreçleri zaman içinde bilimsel verilerin ışığında büyük değişimler göstermiştir. Eskiden “ameliyattan önceki gece yarısından sonra kesinlikle hiçbir şey yenilip içilmemesi gerektiği” kuralı hakimdi. Ancak modern tıptaki yeni iyileşme protokolleri (ERAS adı verilen yaklaşımlar), hastayı gereğinden fazla aç bırakmanın vücutta ekstra bir stres ve yorgunluk yarattığını ortaya koymuştur.

Vücut çok uzun süre aç kaldığında enerji depolarını hızla tüketmeye başlar. Bu durum ameliyattan sonra hastanın kaslarında zayıflamaya, yorgunluğa ve mide bulantısına zemin hazırlayabilir. Yeni yaklaşımlar sayesinde, hekim ve anestezi ekibinin değerlendirmesi sonucunda genellikle ameliyattan altı saat öncesine kadar hafif katı gıdaların tüketilmesine izin verilebilmektedir. Dahası, operasyona sadece birkaç saat kalana kadar berrak sıvıların içilmesi desteklenmektedir.

Ameliyat öncesi belirtilen saatlere kadar tüketilebilecek berrak sıvılar şunlardır:

  • Su
  • Çay
  • Şeffaf et suyu
  • Elma suyu
  • Vişne suyu
  • Posasız meyve suları

Ameliyata girerken vücudun susuz kalmaması ve enerji depolarının boşalmaması, hastanın anestezi sonrası daha dinç uyanmasına ve iyileşme dönemine çok daha güçlü başlamasına büyük ölçüde katkı sağlar.

Laparoskopi ameliyatı günü enfeksiyon ve kanama risklerini azaltmak için neler yapılır?

Hastalar ameliyathane kapısından içeri girdikten sonra arka planda güvenlik için çok sıkı önlemler alınır. Enfeksiyon riskini en aza indirmek için henüz ameliyat başlamadan önce karın bölgesi özel solüsyonlarla defalarca silinir. Ayrıca anestezi uzmanları tarafından hastaya damar yoluyla koruyucu antibiyotik verilerek vücudun mikrop kapma ihtimaline karşı savunma mekanizması güçlendirilir.

Ameliyathane ortamının soğuk olması ve anestezinin etkisiyle vücut ısısının düşmesi (hipotermi) istenmeyen durumlara yol açabilir. Vücut ısısı düştüğünde kanın pıhtılaşma düzeni etkilenebilir ve ameliyat sonrası titreme krizleri yaşanabilir. Bunu engellemek için hastanın üzeri sıcak hava üfleyen özel battaniyelerle örtülür, damardan verilen serumlar bile özel cihazlarda ısıtılarak verilir. Ayrıca bacaklarda kan akışının yavaşlamasına bağlı pıhtı oluşumunu önlemek için hastalara varis çorapları giydirilir ve bacaklara ritmik olarak masaj yapan hava basınçlı cihazlar bağlanır.

Laparoskopi ameliyatı sonrasında hastanede yatış süreci nasıldır?

Ameliyat bittikten ve hasta uyandıktan sonra iyileşmenin anahtarı harekettir. Geçmiş yıllardaki “günlerce yatakta yatıp dinlenme” alışkanlığı yerini “erken hareket etme” anlayışına bırakmıştır. Çünkü uzun süre hareketsiz yatmak akciğerlerin tam açılmasını engeller, bağırsakları tembelleştirir ve damarlarda pıhtı oluşma riskini artırır.

Bu nedenle hastaların anestezi etkisini attıktan birkaç saat sonra yatakta doğrulması, ardından hemşireler eşliğinde yavaş yavaş koridorda yürümesi hedeflenir. Yürüdükçe bağırsaklar uyanır, akciğerler temiz havayla dolar ve vücut normal ritmine döner. Yatakta dinlenirken ise tamamen düz bir şekilde yatmak yerine, sırtın hafifçe yukarı kaldırıldığı ve dizlerin altının desteklendiği yarı oturur pozisyon tercih edilir. Bu duruş şekli karın kaslarını gevşeterek dikiş bölgelerindeki gerginlik hissini büyük oranda azaltır ve nefes alıp vermeyi kolaylaştırır. Ayrıca sıvı gıda alımına genellikle aynı gün içinde başlanarak hastanın enerji toplaması desteklenir.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Laparoskopi ameliyatı geçiren hastalarda omuz ağrısı neden olur?

Kapalı ameliyat geçiren bazı hastalar uyandıklarında karınlarından çok omuzlarında veya kürek kemiklerinin etrafında batıcı bir ağrı hissederler. “Karın ameliyatı oldum, omzum neden ağrıyor?” düşüncesi hastaları sıkça endişelendirir. Aslında bu durumun omzun veya kemiklerin yapısıyla hiçbir ilgisi yoktur; bu tamamen vücudun ilginç sinir sisteminden kaynaklanan geçici bir yansıma ağrısıdır.

Ameliyat sırasında karın içini şişirmek için kullanılan karbondioksit gazının çok küçük bir kısmı, işlemler bittikten sonra içeride kalabilir. Bu hafif gaz yukarı doğru yükselerek akciğerler ile karın boşluğunu ayıran diyafram kasının hemen altında toplanır. Gaz diyaframı hafifçe gerdiğinde diyaframdaki sinirler uyarılır. İşin ilginç yanı diyaframın hissini beyne taşıyan sinir yolu ile omzun hissini beyne taşıyan sinir yolu omurilikte birbiriyle birleşir. Beyin, diyaframdan gelen bu yabancı uyarıyı yanlış yorumlayarak ağrının omuzdan geldiğini zanneder. Bu duruma hastayı en çok rahatlatacak çözüm bol bol yürümektir. Yürüdükçe içeride kalan o minimal gaz vücut tarafından hızla emilir ve omuz ağrısı çoğunlukla bir iki gün içinde kaybolur.

Laparoskopi sonrasında evdeki iyileşme sürecinde hangi belirtilere dikkat edilmelidir?

Kapalı ameliyat sonrasında hastaneden taburcu edilen kişiler genellikle birkaç gün içinde kendilerini evdeki günlük işlerini yapabilecek kadar iyi hissederler. Bir miktar yorgunluk hissetmek veya dikiş yerlerinde hafif sızılar yaşamak iyileşme sürecinin doğal bir parçasıdır. Ancak vücudun verdiği bazı uyarı sinyallerini görmezden gelmemek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi destek almak çok önemlidir.

Acil tıbbi değerlendirme gerektirebilecek durumlar şunlardır:

  • Yüksek ateş
  • Şiddetli bulantı
  • Artan kusma
  • Geçmeyen karın ağrısı
  • Kötü kokulu akıntı
  • Dikiş yerlerinde kızarıklık
  • Bacakta ani şişlik
  • Anormal nefes darlığı
  • İdrar miktarında azalma

Eğer ateş 38 derecenin üzerine çıkıyorsa, ağrı kesicilere rağmen karın bölgesindeki ağrı azalmıyor aksine şiddetleniyorsa içeride beklenmeyen bir durum gelişiyor olabilir. Bacakların sadece birinde görülen ağrılı şişlikler veya aniden başlayan göğüs ağrısı ile nefes darlığı damarlarla ilgili bir probleme işaret edebileceğinden vakit kaybetmeden hekime başvurulmalıdır.

Laparoskopi ameliyatının genel güvenlik profili nasıldır ve hangi riskleri taşır?

Tıpta her müdahalenin, ne kadar küçük olursa olsun, kendi doğasına ait bazı riskleri bulunur. Kapalı ameliyatlar alanında tecrübeli hekimler tarafından uygulandığında genellikle oldukça güvenli kabul edilir ve büyük problemlerle nadiren karşılaşılır. En sık dikkat edilmesi gereken aşama, kameranın yerleştirilmesi için karın duvarına ilk girişin yapıldığı o ilk dakikalardır.

İlk giriş sırasında kullanılan aletler oldukça nadir de olsa karın duvarındaki küçük kan damarlarına, bağırsakların dış yüzeyine veya karın zarına temas edebilir. Eğer hastanın geçmişte geçirdiği ağır karın ameliyatları varsa ve içeride yoğun yapışıklık olmasından şüpheleniliyorsa, hekim bu riski azaltmak için ilk girişi çok daha dikkatli bir şekilde küçük bir kesi üzerinden görerek yapmayı tercih edebilir. İşlem esnasında organları ayırmak için kullanılan ısı aletleri çevre dokularda hafif ısınmalara yol açabilir, bu durumlar cerrahlar tarafından işlem anında kontrol edilerek gereken tedbirler alınır.

Laparoskopi sırasında açık ameliyata geçilmesi bir başarısızlık mıdır?

Hastaların ameliyat öncesindeki en büyük korkularından biri de “Ameliyat kapalı başlayacak ama ya açık biterse?” düşüncesidir. Bu endişeyi gidermek çok önemlidir. Kapalı bir ameliyatın devamında cerrahın işlemi açık ameliyata çevirme kararı alması kesinlikle bir teknik yetersizlik veya başarısızlık göstergesi değildir. Tam aksine, hastanın sağlığını korumak için atılmış çok rasyonel ve gerekli bir adımdır.

Bazen ameliyat sırasında içerideki organların daha önceki bir enfeksiyon veya hastalık nedeniyle birbirine sımsıkı yapışık olduğu görülür. Bu yoğun yapışıklıklar anatomik yapıyı öylesine değiştirir ki kapalı yöntemle devam etmek çevre organlara zarar verme riski doğurabilir. Bazen de beklenmeyen bir kanama alanının kapalı yöntemle kontrol edilmesi zorlaşabilir. Böyle anlarda cerrahın birincil görevi yöntemde ısrar etmek değil ameliyat şeklini değiştirerek hastanın operasyonu en güvenli şekilde tamamlamasını sağlamaktır.

Hangi durumlarda laparoskopi ameliyatı yapılması riskli kabul edilir?

Laparoskopinin pek çok avantajı olmasına rağmen, her hasta için her zaman uygun olan bir yöntem değildir. Bazı tıbbi durumlarda bu yöntemin uygulanması hastaya faydadan çok zarar getirebileceği için, klasik açık ameliyat yaklaşımları mecburi hale gelebilir.

Öncelikle kapalı ameliyat için karnın gazla şişirilmesi gerektiğinden, hastanın kalp ve akciğer sağlığının bu gazın yaratacağı basınca dayanabilecek kadar iyi olması beklenir. Ağır kalp yetmezliği veya ileri derece akciğer hastalığı olan bireylerde bu basınç hayati risk yaratabileceği için kapalı yöntemden genellikle kaçınılır. Ayrıca hastanın karnını boydan boya kaplayan devasa boyutlardaki tümörlerde kapalı yöntemi uygulamak için karın içinde yeterli alan kalmayabilir. Ek olarak yumurtalıklarda yüksek kanser şüphesi taşıyan ve içi sıvı dolu büyük kitlelerin çıkarılması sırasında, o kistin kapalı ameliyat esnasında karın içinde patlayarak zararlı hücrelerin etrafa yayılma riski söz konusu ise daha kontrollü çalışabilmek adına açık ameliyat tercih edilebilir.

Ameliyat kararı almak, yöntemi ne olursa olsun her zaman biraz endişe verici olabilir. Ancak teknolojik imkanların ve tıbbi bilginin geldiği bu noktada vücudu olabildiğince az yorarak hastalığı tedavi etmek ve bedenin normal ritmine en kısa sürede dönmesini desteklemek büyük oranda mümkün olabilmektedir.